ISSN 2149-2263 | E-ISSN 2149-2271
The Anatolian Journal of Cardiology - Anatol J Cardiol: 9 (5)
Volume: 9  Issue: 5 - September 2009
EDITORIAL
1.Elite reviewers, summer school, and ethic committee
Bilgin Timuralp
Page 363
Abstract |Full Text PDF

ORIGINAL INVESTIGATION
2.Restrictive left ventricular filling pattern and increase in antero-posterior left atrial diameter: two reliable predictors of clinical deterioration in chronic heart failure II NYHA class patients
Renato De Vecchis, Carmela Cioppa, Anna Giasi, Armando Pucciarelli, Salvatore Cantatrione
PMID: 19819786  Pages 364 - 370
Objective: To identify the Doppler echocardiographic criteria able to predict clinical deterioration of mild-to- moderate chronic heart failure (CHF) as well as, whenever possible, to evaluate the features of chronological relation of cavitary remodelling in left chambers during follow-up (FU). Methods: A retrospective, case-controlled study, including a number of CHF II NYHA class patients, was carried out, to evaluate, by means of univariate and multivariable logistic regression analyses, the role as predictor of CHF worsening of some Doppler echocardiographic parameters, listed as follows: left ventricular mass index, analyzed both as continuous and as dichotomous (>130 g/m2) variable; left ventricular end-systolic volume (LVESV)>57 ml; left ventricular ejection fraction (LVEF), divided into 2 classes: a) LVEF>45%, i.e. normal or mildly impaired LVEF, and 2) reduced (45%-30%) LVEF; restrictive left ventricular filling pattern (RFP); antero-posterior left atrial diameter (LADi) >50 mm; ratio of early mitral inflow to early myocardial velocity>8. Results: Of 173 patients enrolled, 60 patients (15 cases of transition to III NYHA class and 45 controls) were included in retrospective analysis. At univariate analysis, RFP and LADi>50 mm were shown to be associated with worsening of CHF. At multivariate analysis, the role of prognostic indicator of poor outcome was maintained by RFP (OR=17.0, 95%CI: 2.5-116.5) as well as by LADi>50 mm (OR=7.95, 95%CI: 1.27.0-49.6). On the other hand, in the subset of CHF with LVEF >45%, increased LADi was not associated with occurrence of increase in LVESV or left ventricular progressive dilation during the subsequent follow-up. Conclusions: In mild-to-moderate CHF, RFP and LADi>50 mm are predictors of adverse outcome, independently of the presence or severity of left ventricular systolic dysfunction.

3.Nebivolol therapy improves endothelial function and increases exercise tolerance in patients with cardiac syndrome X
Nihat Şen, Yusuf Tavil, Hüsamettin Erdamar, Hüseyin Uğur Yazıcı, Erdinç Çakır, Emin Özgür Akgül, Cumhur Bilgi, Mehmet Kemal Erbil, Fatih Poyraz, Murat Turfan
PMID: 19819787  Pages 371 - 379
Amaç: Çalışmamızda, kardiyak sendrom X’li (KSX) hastalarda nebivolol tedavisinin endotel fonksiyonu ve egzersizin indüklediği iskemi üzerine etkisini araştırdık. Yöntemler: Çalışma tek kör, randomize kontrollü ve prospektif olarak dizayn edildi. İki haftalık ilaçsız periyod sonrasında kardiyak sendrom X’li 38 hasta nebivolol 5 mg/gün (n=19) veya metoprolol 50 mg/gün (n=19) gruplarına tek kör olarak randomize edilerek 12 haftalık tedavi sonrası tekrar değerlendi-rildi. Kontrol grubu olarak efor testi negatif olan yaş ve cinsiyet uyumlu 16 hasta alındı. Tüm hastalarda tedavi öncesi ve 12 haftalık tedavi sonrası plazma endotelyal nitrik oksit (NOx), L-arjinin ve asimetrik dimetilarjinin (ADMA) düzeyleri ölçüldü. Gruplar arası çoklu karşılaştırmalar parametrik değişkenler için tek yönlü ANOVA ve eşleştirilmemiş örneklem t testleri, parametrik olmayan değişkenler için ise Kruskal–Wallis ve Mann Whitney U testleri ile yapıldı. İlaç tedavisi öncesi ve sonrası değişkenlerin karşılaştırılması eşleştirilmiş örneklem t testi ile yapıldı. Bulgular: Kardiyak sendrom X’li hastaları 16 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, kontrol grubuna kıyasla KSX’li hastalarda plazma NOx, L-arjinin ve L-arjinin/ADMA düzeyi azalmış, plazma ADMA düzeyi ise artmış olarak bulundu. On iki hafta süren te davi sonrası metoprolol grubuna kıyasla nebivolol grubunda plazma NOx, L-arjinin ve L-arjinin /ADMA düzeyi artmış, ADMA düzeyi ise azalmış olarak saptandı (p<0.001). Ayrıca nebivolol grubunda toplam egzersiz süresi ve egzersiz sırasında 1 mm ST depresyonu gelişme zamanı uzadı (p<0.01). Kanada Kardiyovasküler Derneği (CCS) angina sınıflamasına göre nebivolol grubundaki hastaların %70’de angina skoru en az bir kategori düzelirken %30 hastada aynı kaldı veya kötüleşti. Metoprolol grubunda ise hastaların %41’nin angina skoru düzelirken %59 hastanınki ise aynı kaldı veya kötüleşti. Sonuç: Kardiyak sendrom X’li hastalarda kanda endotel fonksiyonunu gösteren belirteçlerin (plazma NOx, L-arjinin, ADMA) bozulduğunu göstermiş olduk. Nebivolol tedavisi bu belirteçleri düzeltmekte ve egzersiz süresini uzatmaktadır. Yapılacak çalışmalarla KSX’in tedavisinde nebivolol’ün uzun süreli sonuçları incelenmelidir.
Ob­jec­ti­ve: We sought to determine whether nebivolol affects coronary endothelial function and exercise induced ischemia in patients with cardiac syndrome X (CSX). Methods: The study protocol undertaken was based on a single-blind randomized controlled prospective study. After a 2-week washout period, 38 patients with cardiac syndrome X were randomized to receive either nebivolol 5 mg daily (n=19) or metoprolol 50 mg daily (n=19) in a single- blind design for 12 weeks. The control group under study was consisted of 16 age- and gender-matched subjects with negative treadmill exercise tests. Plasma endothelial nitric oxide (NOx), L-arginine, and asymmetric dimethylarginine (ADMA) were measured in all patients at baseline and after 12 weeks of treatment. Statistical differences among groups were tested by one-way analysis of variance and unpaired samples t test for parametric; Kruskal-Wallis and Mann-Whitney U tests for non-parametric variables, respectively. A paired – samples t test was used to compare continuous variables before and after drug therapy. Results: At baseline, plasma level of NOx, L-arginine, and L-arginine/ADMA ratio were lower (p<0.001 for all) in patients with CSX than in the control patients. Whereas, the plasma ADMA levels were increased in the patient group (p<0.001). After 12 weeks of drug therapy, the patients taking nebivolol had increased levels of plasma NOx, plasma L-arginine, the L-arginine/ADMA ratio and decreased levels of plasma ADMA compared to those of the patients taking metoprolol (p<0.001). In addition, exercise duration to 1-mm ST depression and total exercise duration significantly increased after treatment in the nebivolol group compared to the metoprolol group (p<0.01). In the nebivolol group, Canadian Cardiovascular Society (CCS) angina classification improved by one or more categories in 12 (70%) patients, whereas it deteriorated or remained in the same category in 5 (30%) patients. Meanwhile, in the metoprolol group, the CCS angina classification improved by one or more categories in 7 (41%), whereas it deteriorated or remained in the same category in 10 (59%) patients. Conclusion: Circulating endothelial function parameters (plasma ADMA, L-arginine, NOx levels) were impaired in patients with CSX. Nebivolol treatment was associated with better improvements in both circulating endothelial function and exercise stress test parameters than metoprolol. We believe that further studies are needed to evaluate the effects of nebivolol treatment on long-term clinical outcomes in patients with CSX.

4.The cardiac effects of a mobile phone positioned closest to the heart
Ali Tamer, Hüseyin Gündüz, Serhan Özyıldırım
PMID: 19819788  Pages 380 - 384
Amaç: Bu çalışmanın amacı cep telefonu (CT) prekordiyal bölgedeyken kalp hızı değişkenliği (KHD), QT ve P-dalga dispersiyonu ve kanbasıncı (KB) değerlerini kullanarak kardiyak elektriksel aktiviteye CT’nun etkisini değerlendirmektir. Yöntemler: Bu prospektif çalışmaya 24 sağlıklı gönüllü alındı. İlk aşamada, CT olmaksızın, CT prekordiyal bölgede kalbin üzerinde kapalı, açık ve aranırken modlarında 12 derivasyonlu elektrokardiyografi (EKG) ve KB değerleri kaydedildi. İkinci aşamada; CT olmaksızın ve CT açık ve prekordiyal bölgedeyken 30’ar dakikalık Holter-EKG ve tansiyon-Holter ölçümleri yapıldı. P-dalga ve QT dispersiyonu 12 derivasyonlu EKG kayıtlarından hesaplandı, KHD ise 24-saat Holter kayıtlarından ölçüldü. İstatistiksel analizde, cep telefonu olmaksızın ve CT açık modunda, hemodinami ve KHD parametrelerinin karşılaştırılması için eşleştirilmiş t testi kullanıldı. Cep telefonu olmaksızın, kapalı, açık ve aranırken modlarında, hemodinami ve EKG parametrelerinin karşılaştırılması için tekrarlayan ölçümler için ANOVA testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmanın ilk aşamasında; gruplar arasında KB, kalp hızı, P-dalga ve QT dispersiyonu parametreleri açısından anlamlı ilişki tespit edilmedi (p>0.05). İkinci aşamada; 2 grup arasında KB, kalp hızı ve KHD parametreleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Sağlıklı erişkin bireylerde CT farklı modlarda kalbe en yakın pozisyonda kalp hızı, kan basıncını etklilememekte ve kardiyak otonomik disfonksiyona neden olmamaktadır.
Objective: The aim of this study was to evaluate the effect of mobile phone (MP) on cardiac electrical activity by examining the heart rate variability (HRV), QT, P dispersions and blood pressure (BP) while the MP is located on the precordium. Methods: A total of 24 healthy volunteers were included in this prospective study. In the first step; 12-lead electrocardiogram (ECG) and BP recordings of the subjects without MP, while the MP is off, on, and ringing were recorded. In the second step; rhythm and BP were recorded for 30 minutes with the Holter without MP, and when the MP was “on” at the precordial location. P-wave and QT interval dispersions were measured from 12-lead ECG, while Holter 24-hour recordings were used for HRV analysis. Statistical analysis was performed using paired t test for comparison of hemodynamic and HRV variables without MP and during MP on. ANOVA for repeated measures was used to compare hemodynamic and ECG variables through baseline and 3 experimental settings: MP on, off and ringing. Results: There were no statistically significant differences between the groups in the BP, heart rate, P-wave dispersion, QT dispersion and QT corrected dispersion parameters (p>0.05) in the first step of the study. In the second step, there were no significant differences between two groups in the BP, heart rate and HRV parameters (p>0.05). Conclusion: We conclude that MP has no effect on hemodynamic (heart rate, blood pressure) and cardiac electrical activity (P-wave and QT dispersions) parameters when it is positioned on the chest in immediate proximity to the heart, and it does not cause cardiac autonomic dysfunction examined by HRV analysis in healthy adult subjects.

5.The effects of lowering uric acid levels using allopurinol on markers of metabolic syndrome in end-stage renal disease patients: a pilot study
Brian Shelmadine, Rodney G. Bowden, Ronald L. Wilson, Daniel Beavers, Jessica Hartman
PMID: 19819789  Pages 385 - 389
Amaç: Hem metabolik sendrom (SDBH) riski olan, hem de gut semptomları görülen yüksek ürik asitli hastalara allopürinol verildi. Bu pilot çalışmanın ilk hedefi, hastalarda allopürinolun, metabolik sendromun lipoprotein belirleyicilerin ve ürik asit düzeylerini düşürücü etkilerini sınamaktı. Yöntemler: Çalışma prospektif açık-zarf protokolü ile yürütüldü. Bu çalışmada yer alan kronik hemodiyalize giren SDBH olanlar (N=12) (ortalama yaş: 45.8±13.6 yaş) doktorlarının tedavisinde iyileştiler. Tümü SDBH idi ve gut hastalığı için 3 aydan fazla (300 mg/bid) allopürinol verildi. Allopürinol öncesi ve sonrası, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol, LDL partikül sayısı, LDL partikül boyutu, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol, büyük HDL partikül sayısı, total kolesterol, trigliseridler, çok düşük yoğunluk lipoprotein (VLDL) partikül sayısı ve ürik asit verileri elde edildi. Lipit değerlerindeki değişiklikler, tam tek örneklem Wilcoxon rank-sum testi kullanarak ölçüldü. Bulgular: Birincil sonuç için ölçülen serum ürik asit (-3.53 mg/dL, p=0.01), LDL kolestrol (-14.00 mg/dL, p=0.04) ve triglesidlerin (32.67 mg/dL, p=0.01) değerlerinde önemli değişiklikler meydana geldi. Lipit belirleyicilerinde gözlenen eğilim ileri araştırmaları gerektirdi. Sonuç: Çalışmamızdaki yeni bulgular SDBH’da ürik asidin düşürülmesinin, bu popülasyonda kardiyovasküler hastalık riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Trigliseritteki artışın, riskte azalmayı hafifletebileceğine dikkat edilmelidir.
Objective: Allopurinol was administered to end-stage renal disease (ESRD) patients with elevated uric acid levels presenting with symptoms of gout and also had risk factors of metabolic syndrome. The primary aim of this pilot study was to examine the effects of lowering uric acid levels using allopurinol on lipoprotein markers of metabolic syndrome in patients. Methods: The study was conducted using a prospective open-label protocol. End-stage renal disease patients (n=12) (mean age: 45.8±13.6 years) undergoing chronic hemodialysis were recruited through their treating physician to participate in this study. All patients had ESRD and were prescribed allopurinol (300 mg/bid) for gout over a 3-month period. Pre-allopurinol and post-allopurinol data was obtained on low-density lipoprotein (LDL) cholesterol, LDL particle number, LDL particle size, high-density lipoprotein (HDL) cholesterol, large HDL particle number, total cholesterol, triglycerides, large very-low density lipoprotein (VLDL) particle number, and uric acid. Changes in lipid values were measured using a one-sample exact Wilcoxon rank sum test. Results: Significant changes occurred in the primary outcome measures of serum uric acid levels (-3.53 mg/dL, p=0.01), LDL cholesterol (-14.00 mg/dL, p=0.04), and triglycerides (32.67 mg/dL, p=0.01). Trends were observed in lipid markers that warrant further investigation. Conclusion: Novel findings of our study suggest that lowering uric acid in ESRD patients may help to reduce the risk of cardiovascular disease in this population. It should be noted than an increase in triglycerides may mitigate the reduction in risk.

6.Efficacy of gabapentin versus diclofenac in the treatment of chest pain and paresthesia in patients with sternotomy
İsmail Bıyık, Metin Gülcüler, Murat Karabiga, Oktay Ergene, Nezih Tayyar
PMID: 19819790  Pages 390 - 396
Amaç: Sternotomi sonrası kronik iskemik olmayan göğüs ağrısı ve parestezi (PCPP) sık görülmekte ve yaşam kalitesini azaltmaktadır. Bu çalışmada PCPP tedavisinde diklofenak ile karşılaştırıldığında gabapentinin etkinliği ve güvenilirliğini araştırmayı ve PCPP’nin nöropatik ağrı sendromlarıyla benzerliklerini aydınlatmayı amaçladık. Yöntemler: Çalışmada prospektif, randomize, açık işaretli, körleştirilmiş son nokta tasarımı kullanıldı. Üç ay ya da daha uzun sure PCPP’si olan 110 hasta 30 gün 800 mg/gün gabapentin (n=55) ve 75 mg/gün diklofenak (n=55) tedavisine randomize edildi. Ağrı ve parestezi algılaması 0-Normal, 1-Hafif, 2-Orta, 3-Şiddetli olarak başlangıçta ve 30. günde değerlendirildi. Üç ay sonra nüks sorgulandı. İstatistiksel analizde bağımsız örneklem t, Ki- kare, süreklilik düzeltmesi yapılmış Ki-kare değeri, Fisher kesinlik, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı. Bulgular: Gabapentin grubunda ortalama ağrı ve parestezi değerleri sırasıyla 2.12±0.762’den 0.54±0.83’e (p<0.001) ve 1.72±0.74’den 0.49±0.62’e (p<0.001) geriledi. Diklofenak grubunda ortalama ağrı ve parestezi değerleri sırasıyla 1.93±0.8’den 1.0±1.13’e (p<0.001) ve 1.76±0.74’den 1.24±0.96’e (p=0.002) geriledi. Bu çalışmada, PCPP tedavisinde hem gabapentin, hem de diklofenak önemli yan etkiler olmaksızın etkili bulunmakla birlikte (p<0.001), gabapentinin diklofenaka üstün olduğu bulundu (p=0.001 ve p<0.001, sırasıyla). Gabapentin alan hastaların %7’sinde, diklofenak alan hastaların %4 kadarında yan etkiler görüldü. Ayrıca sonuçlar gabapentin ile olan semptomatik iyileşmenin diklofenaktan daha uzun sürdüğünü gösterdi (p<0.001). Sonuç: Sternotomi sonrası kronik iskemik olmayan göğüs ağrısı ve parestezi tedavisinde, hem gabapentin, hem de diklofenak önemli yan etkiler olmaksızın etkilidir. Bununla birlikte gabapentin diklofenaka üstündür ve etkileri daha uzun sürmektedir. Sonuçlar sternotomi sonrası görülen kronik iskemik olmayan göğüs ağrısı ve parestezide nöropatik ağrıya benzer bazı özelikler olabileceğini göstermektedir
Objective: Chronic post-sternotomy chest pain and paresthesia (PCPP) are frequently seen and reduce the quality of life. We aimed to demonstrate the efficacy and safety of gabapentin compared with diclofenac in the treatment of PCPP and to elucidate the similarities of PCPP to neuropathic pain syndromes. Methods: The prospective, randomized, open-label, blinded end-point design of study was used. One hundred and ten patients having PCPP lasting three months or more were randomized to receive 800 mg/daily gabapentin (n=55) and 75 mg/daily diclofenac (n=55) for thirty days. All patients have undergone cardiac surgery and median sternotomy. The perception of pain or paresthesia was evaluated as 0-Normal (no pain or paresthesia), 1-Mild, 2-Moderate, 3-Severe at baseline and after thirty days of treatment. Recurrences were questioned after three months. Statistical analyses were performed using independent samples t, Chi-square, continuity correction, Fisher’s exact, Mann Whitney U and Kruskal Wallis tests. Results: In gabapentin group, mean pain and paresthesia scores regressed from 2.12±0.76 to 0.54±0.83 (p<0.001) and from 1.72±0.74 to 0.49±0.62 (p<0.001), respectively. Mean pain and paresthesia scores regressed in diclofenac group from 1.93±0.8 to 1.0±1.13 (p<0.001) and from 1.76±0.74 to 1.24±0.96 (p=0.002), respectively. Although, both gabapentin and diclofenac were found to be effective without obvious side effects in the treatment of PCPP (p<0.001), gabapentin was found to be superior to diclofenac (p=0.001 and p<0.001, respectively). Adverse effects were seen in 7% of patients on gabapentin and 4% of patients on diclofenac. Results also showed that symptomatic relief with gabapentin lasts longer than diclofenac (p<0.001). Conclusion: Both gabapentin and diclofenac are effective in the treatment of chronic PCPP, without obvious side effects. However, gabapentin is found to be superior to diclofenac and its effects sustain longer. The results show that there may be some evidence in PCPP as a kind of neuropathic pain.

7.The assessment of QT intervals in acute carbon monoxide poisoning
Birgül Yelken, Belkıs Tanrıverdi, Ferda Çetinbaş, Dilek Memiş, Necdet Süt
PMID: 19819791  Pages 397 - 400
Amaç: Karbonmonoksit zehirlenmelerinin miyokard toksisitesine ve ciddi aritmilere yol açtığı bilinmektedir. Elektrokardiyografide (EKG) ölçülen QT intervalleri, aritmilere neden olan ventrikül repolarizasyonundaki düzensizliğin bir göstergesidir. Bu çalışmanın amacı, karbonomonoksit zehirlenmelerinde, karboksihemoglobin seviyesinin (COHb) QT, düzeltilmiş QT (QTc), QT dispersiyonu (QTd), düzeltilmiş QTd (QTdc) intervallerindeki değişikliklerle ve kardiyak enzimlerle ilişkisi olup olmadığını araştırmaktır. Yöntemler: Karbonmonoksit zehirlenmesi tanısı konan 104 olgu çalışma kapsamına alındı. QT, QTc, QTd ve QTdc intervallerinin ölçümü olguların hastaneye kabulunde, 24 saat ve 48 saat sonra yapıldı. Eş zamanlı kardiyak enzim ölçümleri yapıldı. Bulgular: Gözlemsel çalışma QT intervalleri 24. saatte, kabuldeki değerlerine göre daha yüksek (p<0.001), QTc intervalleri ise 24 ve 48. saatlerde kabuldekine göre daha düşük bulundu (p<0.001, p<0.001). Karboksihemoglobin düzeyi sadece QT intervali (r=-0.288; p=0.019), troponin T (r=-0.297; p=0.007) ve kreatin kinaz MB (r=0.262; p=0.020) düzeyleri ile korelasyon gösterdi. ROC analizinde QT süresi COHb düzeyin anlamlı öngördürücüsü olarak bulundu (p=0.022). Sonuç: Çalışmamız karboksihemoglobin düzeyinin QT intervalleri ve kardiyak enzimlerle korele olduğunu göstermiştir. Karbonmonoksit zehirlenmelerinde, yüksek COHb düzeylerine bağlı oluşabilecek kardiyak problemler göz önüne alınarak, yüksek riskli hastalarda QT, QTc, QTd, QTdc intervallerinin monitorize edilmesi ve QT uzamasına yol açabilecek ilaçlardan kaçınılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Objective: Carbon monoxide (CO) poisoning is known to cause myocardial toxicity and life threatening arrhythmias. QT interval measured from electrocardiogram is an indirect measure of the heterogeneity of ventricular repolarization, which may contribute to ventricular arrhythmias. The purpose of the study was to investigate whether the carboxyhemoglobin (COHb) level may be related to the changes of QT, corrected QT (QTc), QT dispersion (QTd), corrected Qtd (QTdc) and cardiac enzymes during carbon monoxide poisoning. Methods: We conducted an observational study; 104 patients who had been diagnosed with CO intoxication were included in the study. Measurement of QT, QTc, QTd and QTdc intervals were performed form electrocardiogram on admission, 24 and 48 hours after admission. Cardiac enzymes were measured at each time-point. The myocardial perfusion scan was determined in all patients 1 week after admission. Results: The QT interval level in 24h was significantly higher than admission level (p<0.001), additionally QTc interval levels in 24h and 48h were significantly lower than admission levels (p<0.001 and p<0.001, respectively). Carboxyhemoglobin level only significantly correlated with QT intervals (r=-0.288; p=0.019), troponin T (r=-0.297; p=0.007), and creatine kinase MB levels (r=0.262; p=0.020). As a result of ROC analysis the QT interval level was significantly powerful parameter to predict COHb (p=0.022). Conclusion: Our data indicate COHb level correlated with QT intervals and cardiac enzymes. Clinicians should possibly avoid QT prolonging drugs and carefully monitor the QT, QTc, QTdc intervals in patients at high risk of cardiac disability due to high levels of COHb after CO poisoning.

8.Cardiac chest pain in children
Deniz N. Çağdaş, F. Ayşenur Paç
PMID: 19819792  Pages 401 - 406
Amaç: Göğüs ağrısı sık bir şikâyet ve hastaneye başvuru nedenidir. Her zaman kalp hastalığı ile doğrudan ilişkili değildir. Bu çalışmada, çocuklardaki göğüs ağrılarının kardiyak nedenlerinin araştırılması amaçlandı. Yöntemler: Pediatrik kardiyoloji polikliniğine göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran ardışık yüz yirmi çocuk enine-kesitsel ve retrospektif olarak değerlendirmeye alındı. Yaşlarına göre iki grupta incelendi (5-12 ve 13-16 yaş grubu). Hastaların tümüne fizik muayeneyi takiben telekardiyografi, elektrokardiyografi ve ekokardiyografi yapıldı. Gerektiğinde, 24 saat Holter monitorizasyon, egzersiz testi ve tilt testi yapıldı, hemogram, serum glukoz ve elektrolitleri değerlendirildi. Gruplarda göğüs ağrısına neden olabilecek kalp hastalıkları belirlendi ve yapısal kalp hastalığı ve aritmi sıklığındaki farklılık (Ki-kare testi) ve artmış risk oranı (Odds ratio (OR) (%95 güven aralığı, GA)) değerlendirildi. Bulgular: Göğüs ağrısı ile başvuran çocukların çoğu ileri yaştaydı. Toplam 52 hastada (42.5%) kalp hastalığı vardı. Hastaların %23’ünde (n=28) göğüs ağrısına neden olabilecek kalp hastalığı (aort stenozu, mitral kapak prolapsusu, aritmiler, v.s) vardı. Yaşları fazla olan grupta diğer gruba göre yapısal kalp hastalığı 2.84 kat (OR=2.84, %95GA 1.24-6.48, p=0.011) aritmi istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte yaklaşık 3.53 kat fazlaydı (OR=3.53, %95GA 0.93-13.38, p=0.051). Tüm kalp hastalıkları değerlendirildiğinde ise ileri yaştaki risk 4.12 kat fazla bulundu (; OR=4.12, %95GA 1.89-9.01, p<0.0001). Sonuç: Çalışmamızda göğüs ağrısı ile başvuran çocukların çoğunun yaşı 12 üstündeydi. Bu çocuklarda kalp hastalıklarının sık olduğu, saptanan kalp hastalıklarının da yaklaşık yarısının göğüs ağrısına doğrudan neden olduğu düşünüldü. Bu nedenle, çocuklarda göğüs ağrısının değerlendirilmesinde standart algoritmalara göre ileri tetkiklerin yapılması gereklidir. Çalışmamızdaki diğer bir önemli sonuç da, çocuklarda artan yaşla birlikte kalp hastalığı riskinin artmasıdır.
Objective: Chest pain (CP) is a common cause of referral to hospital, not always directly related with cardiac diseases (CD). We investigated the causes for cardiac CP in children. Methods: A hundred and twenty children, admitted consecutively to pediatric cardiology clinic with CP, were evaluated in two groups (5-12 and 13-16 age-group) in a cross-sectional and a retrospective way. Chest X-ray, electrocardiography, and echocardiography were performed. In case of necessity, 24-hour Holter monitoring, exercise stress test, tilt-table test were performed, and hemogram, serum glucose, electrolytes were evaluated. Statistical analysis was performed using Chi-square test and risk ratio [(Odds-ratio (OR, (95% CI)] in groups were evaluated. Results: Most children with CP were older. Cardiac diseases were established in 52 (42.5%) patients. Cardiac diseases, which may cause CP (aortic stenosis, mitral valve prolapse, arrhythmias, etc.) were found in 23.3% (n=28) of patients. Compared with the younger, the risk of structural CD was found to be 2.84 times higher (OR=2.84, 95%CI 1.24-6.48, p=0.011) and risk of arrhythmia was 3.53 times higher in the elder age group (OR=3.53, 95%CI 0.93-13.38, p=0.051). When all CD were evaluated, elder children were found to have 4.12 times more risk of having CD (OR=4.12, 95%CI 1.89-9.01, p<0.0001). Conclusion: Most children with CP were older than 12 years old. CDs were frequent and about half of them were thought to directly cause pain. So, further investigations according to standard algorithms are needed in the evaluation of children with CP. Other important result is the increased risk of CD found in elder children.

9.Accompanying embolectomy and closed fasciotomy in the same session for the delayed arterial thromboembolic occlusions in lower extremity
Adem Güler, Mehmet Ali Şahin, Kubilay Karabacak, Nezihi Küçükaslan, Mehmet Yokuşoğlu, Harun Tatar
PMID: 19819793  Pages 407 - 410
Amaç: Alt ekstremite tromboembolik arteriyel tıkanma tanısı ile geç dönemde başvuran, embolektomi ile aynı seansta henüz kompartman sendromu gelişmeden fasiyotomi yapılan hasta grubu ile embolektomi sonrası kompartman sendromu gelişmesi sonrasında fasiyotomi yapılan hasta grubundaki postoperatif komplikasyonları karşılaştırmayı amaçladık. Yöntemler: Semptomların başlamasıyla hastaneye başvurma zamanı arasındaki süre 12 saatten uzun olan alt ekstremite akut tromboembolik arteriyel tıkanma tanısıyla kliniğimize başvuran ardışık 36 hasta (13 kadın, 23 erkek) çalışmaya dahil edildi ve retrospektif olarak incelendi. Tüm olgulara embolektomi yapıldı. Embolektomi yapıldıktan sonraki süreçte kompartman sendromu gelişmesi nedeniyle kapalı mini fasiyotomi yapılan hastalar grup 1’i (n=21), kompartman sendromu gelişmeden embolektomi ile aynı seansta kapalı mini fasiyotomi yapılan hastalar grup 2’yi (n=15) oluşturdu, gruplar rastgele oluşturuldu. Gruplar, klinik takiplerinde gelişen amputasyon, renal yetmezlik, alt ekstremitede hipoestezi, parmak uçlarında parezi gibi morbid faktörler yönünden karşılaştırıldı. İstatistiksel analizde gruplar arası karşılaştırmalarda t testi, Ki-kare testi ve Mann-Whitney U testi kullanıldı, istatistiksel önemlilik için p<0.05 şartı arandı. Bulgular: Her iki grupta da en sık saptanan tıkanıklık nedeni kardiyak kökenli emboli iken, en sık tromboemboli lokalizasyonu femoropopliteal bölge olarak belirlendi. Grup 1’de postoperatif komplikasyon gelişen hasta sayısı 14 (%66.6) iken, grup 2’de 2 (%13.3) olarak bulundu (p<0.002). Grup 1’deki iki olguya diz altı seviyeden amputasyon uygulandı. Sonuç: Akut arteriyel tıkanma sonrası geç dönemde başvuran hastalarda, reperfüzyon hasarının olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla embolektomi ile aynı seansta fasiyotomi yapılmasının postoperatif morbiditeyi azaltmadaki rolü önemli olabilir.
Objective: We aimed to compare the postoperative complications in patient with acute lower extremity arterial occlusion who admitted in the late period in whom accompanying embolectomy and fasciotomy in the same session and fasciotomy following embolectomy were applied, because of development of compartment syndrome. Methods: A total of 36 patients (13 female, 23 male) with acute lower extremity arterial occlusion, who admitted to our clinic at least 12 hours after onset of symptoms were enrolled to the study and investigated retrospectively. While embolectomy was performed in all cases, the cases in which mini fasciotomy was performed after development of compartment syndrome constitute the group 1 (n=21) and the ones in whom accompanying embolectomy and closed mini fasciotomy in the same session constitute the group 2 (n=15), groups were formed randomly. Groups were compared in regard of extremity amputation, renal failure, hypoesthesia in lower extremity, paresthesia in fingers in their clinical course. In statistical analysis t test, Chi-square test and Mann Whitney U test were used for comparison of groups, and a p<0.05 was considered as significant. Results: While cardiac originating embolus was the most frequent etiologic factor, femoropopliteal artery was the most frequent involved area in both groups. Morbidity rates were 66.6% in group 1 and 13.3% in group 2 (p<0.002). Amputation below the knee was performed in two patients in group 1. Conclusion: In order to reduce the unfavorable effects of reperfusion injury, accompanying fasciotomy and embolectomy in the same session, may have an important role in decreasing the postoperative mortality rate in patients who admitted in the late stage of lower extremity acute arterial occlusions

10.Comparison of figure-of-eight and simple wire sternal closure techniques in patients with non-microbial sternal dehiscence
Hayrettin Tekümit, Ali Rıza Cenal, Cenk Tataroğlu, Kemal Uzun, Esat Akıncı
PMID: 19819794  Pages 411 - 416
Objective: Sternal dehiscence is a serious and potentially devastating complication. The present study compared the effects of two sternal closure techniques, simple wire technique and figure-of-eight technique, on the development and outcome of non-microbial sternal dehiscence. Methods: Medical records of all adult patients (n=6211) that underwent cardiac operations in our clinic through median sternotomy between January 2002 and August 2008 were retrospectively reviewed for the development of non-microbial sternal dehiscence. The outcomes of 90 (1.44%) isolated on-pump coronary artery bypass surgery (CABG) cases that developed dehiscence were analyzed with Student's t test, Mann Whitney U test, Chi-square test and Fisher’s Exact test according to the type of sternal closure: figure-of-eight or simple wire technique. Survival analysis was made with Kaplan Meier test. Results: Figure-of-eight and simple wire technique were associated with similar rates of sternal dehiscence (1.46% and 1.43%, respectively). In addition, after the development of sternal dehiscence, these techniques were associated with similar mortality rates and postoperative outcomes (time to sternal re-fixation, prolonged ICU stay, intraaortic balloon counterpulsation use and chest re-exploration inotropic agent use and postoperative cerebrovascular accident). One patient died in each group (2.6% vs. 1.9%, respectively). Conclusion: In conclusion, present findings suggest that the most commonly used sternal closure techniques, figure-of-eight technique and simple wire technique, may have similar outcomes in terms of development and prognosis of non-microbial dehiscence in patient undergoing isolated on-pump CABG operations

REVIEW
11.Asymmetric dimethylarginine, NO and collateral growth
Sinan Altan Kocaman
PMID: 19819795  Pages 417 - 420
Atherosclerosis is a chronic inflammatory disease, which selectively involves the arteries in the vascular system. Atherosclerosis develops because of reactions occurring in vessel wall beginning with response to endothelial injury. Endothelial dysfunction is characterized with impairment and loss of monolayer cells covering the inside of the vessels, which is endothelium. Endothelial dysfunction is the first stage in atherosclerosis. Coronary angiogenesis and collateral growth are chronic adaptations to myocardial ischemia to restore coronary blood flow and salvage myocardium in the ischemic region. Nitric oxide (NO) which represents the status of endothelial health plays a major role in collateral vessel development. Asymmetric dimethylarginine (ADMA) which is endogenous inhibitor of NO synthesis may impair the effective coronary collateral vessel development. Increased plasma ADMA levels are related with poor coronary collateral development. ADMA may be responsible for the difference in coronary collateral vessel development among similar patients with coronary artery disease. Nitric oxide inhibitors have a determinative relation with endothelial cell functions which may be integral prerequisite in all steps of collateral development. The aim of this review is to evaluate the interrelations between ADMA and collateral growth.

SCIENTIFIC LETTER
12.Optimal multiplanar mechanical aortic valve
Mert Kestelli, Engin Tülükoğlu, İsmail Yürekli, Haydar Yasa, Burçin Abud, Ahmet Özelçi, Gökhan Erzincanlı, Murat Kestelli, Ali Gürbüz
PMID: 19819796  Pages 421 - 422
Abstract |Full Text PDF

CASE REPORT
13.Post-coronary stenting renal cholesterol embolism treated by renal artery stenting
Erdoğan İlkay, Özcan Özeke, Ayşenur Cila, Ali Altan, Gökhan Özer
PMID: 19819797  Pages 423 - 424
Abstract |Full Text PDF

14.Eosinophilic periarteritis of the left internal thoracic artery graft
Koray Ak, Selim İşbir, Süheyla Bozkurt, Ali Civelek, Sinan Arsan
PMID: 19819798  Pages 425 - 426
Abstract |Full Text PDF

15.Nonobstructive membrane of the left atrial appendage
Nursen Postacı, Murat Yeşil, Asil İşci, Erdinç Arıkan, Serdar Bayata
PMID: 19819799  Pages 426 - 428
Abstract |Full Text PDF

16.Double etiology of recurrent thrombophlebitis: Behçet's disease and inferior vena cava agenesis
Sonia Hammami, Amel Barhoumi, Salem Bouomrani, Olfa Harzallah, Silvia Mahjoub
PMID: 19819800  Pages 428 - 429
Abstract |Full Text PDF

LETTER TO THE EDITOR
17.Perforation of the mitral valve due to Brucella endocarditis as a late complication diagnosed perioperatively
Ali Gürbüz, Ufuk Yetkin, Banu Bahriye Lafçı, Nursen Postacı, Barçın Özcem, İsmail Yürekli
PMID: 19819801  Page 430
Abstract |Full Text PDF

18.A mathematical approach to mitral regurgitation
Mehmet Uzun
PMID: 19819802  Pages 431 - 432
Abstract |Full Text PDF

19.The myxoma's artery
Mert Kestelli, İsmail Yürekli, Ahmet Özelçi, Şahin Bozok, Orhan Gökalp, Engin Tülükoğlu, Mehmet Bademci, Ali Gürbüz
PMID: 19819803  Page 432
Abstract |Full Text PDF

MISCELLANEOUS
20.Building network for enhancement of scientific/research literacy: The Scientific Summer School 2009 in Szczepanow, Poland
Ljuba Bacharova, Nina Hakacova
PMID: 19819804  Pages 433 - 434
Abstract |Full Text PDF

E-PAGE ORIGINAL IMAGES
21.A case of native triple-valve endocarditis caused by enterococci
Şakir Arslan, M. Emin Kalkan, Yekta Gürlertop
PMID: 19819779  Pages E14 - E15
Abstract |Full Text PDF

22.Visualization of the whole right atrium wall with Tc-99m Sestamibi scintigraphy
Mehmet Çabuk, Sait Mesut Doğan, Zuhal Erdem, Duygu Yörük Atik, İffet Doğan
PMID: 19819780  Pages E15 - E16
Abstract

23.Absence of pericardium in combination with bronchogenic cyst, atrial septal defect, mitral valve prolapsus and hypospadias
Berkant Özpolat, Orhan Veli Doğan
PMID: 19819782  Pages E16 - E17
Abstract

24.A case of high-output heart failure secondary to bilateral multiple pulmonary arterio-venous malformations treated with Amplatzer vascular plug
Tarkan Ergun, Hatice Lakadamyalı, Hüseyin Lakadamyalı, Olcay Eldem
PMID: 19819783  Pages E17 - E18
Abstract

25.Atypically localized giant left atrial myxoma causing severe pulmonary hypertension
Cengiz Özbek, Ufuk Yetkin, Halit Acet, İsmail Yürekli, Oktay Ergene, Ali Gürbüz
PMID: 19819784  Pages E18 - E19
Abstract



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Quick Search



Copyright © 2024 The Anatolian Journal of Cardiology



Kare Publishing is a subsidiary of Kare Media.